Diyar-ı Masal : Kapadokya


Kapadokya

Bir yer düşünün; hayal gücünüzü kullanıp doğayı ve yarattıklarını istediğiniz kalıba uydurabileceğinizi, o kalıpların içinde yaşamınızı sürdürebileceğinizi ya da sizden yüzyıllar önce yaşayan uygarlıkların izlerini bulabileceğiniz…

 

Gerçekten de bir hayalin içinde yaşadığımız ve aslında coğrafi olarak hiçbir kaynakta adının geçmediği bir bölgedir Kapadokya. Peki nasıl? Nedenini öğrenmek için binlerce yıl geriye gitmemiz gerekecek; Hz. İsa’dan önceki döneme.

 

“Burası neresi, neden haritalarda böyle bir yer yok, bu Kapadokya bir il ya da ilçe mi? Yoksa tamamen hayal gücümüzün bir ürünü müdür?” gibi sorular her zaman gelir, gelmeye de devam edecek. Çünkü ilk cümlelerimde de bahsettiğim gibi, burası aslında tamamen bir hayal ürünü ama bu hayal ürünü biraz geniş bir alana yayılmıştır. İçerisinde Nevşehir, Aksaray, Kayseri, Niğde, Kırşehir ve Yozgat’ın bir kısmını kapsayan ve yaklaşık 300km2’lik bir alanı oluşturan devasa bir hayal ürünü.

 

Bu hayali bölgeye neden “Kapadokya” denildiği hakkında çeşitli teoriler bulunmakta. Ama bunlardan en çok ön plana çıkan teori ise; İ.S. 6-4 yüzyıllar arasında bölgede yaşamlarını sürdüren Pers İmparatorluğunun, bölgede yetiştirdiği atların güzel ve güçlü olması nedeniyle Pers dilinde (Farsça) “Güzel Atlar Ülkesi/Diyarı” anlamına gelen “Katpa/Kappa” ve “Tuka” kelimelerinin birleşiminden ortaya çıkan, zaman içerisinde de değişime uğrayarak bugünkü “Kapadokya” adı verilmesi. Atların bölgede bolca yetiştirilmesi ve bu atların savaşlarda hem gücüyle hem de asillikleriyle ön plana çıkmaları bu adın verilmesinde büyük rol oynadığını da gözler önüne seriyor. Pers İmparatorluğu’ndan yüzyıllar sonra bölgeyi etkisi altına alan Roma İmparatorluğu emrinde bölge ile ilgili derin araştırmalar yapan, dünyanın ilk coğrafyacısı olarak bilinen ve bugünkü Amasya şehrinde doğup, İ.Ö. 64 – İ.S. 24 yılları arasında yaşamış olan Yunan filozof Strabon’un Geographika (Coğrafya) adlı eserinde “Güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak tanımlanan bu alana Kapadokya ismi verildiği görülmüştür.

Bölgenin jeolojik oluşumuna da değinecek olursak;

III. Jeolojik Devirde (12 milyon yıl önce), Anadolu Platosunun sıkışması, güneydeki Toros Dağları’nın yükselmesine neden oldu. Bu sıkışma ve yükseliş; orta bölgede kalan yanardağların faaliyete geçmesine ve patlamasına neden oldu. Bu orta bölgedeki en önemli volkanik dağlardan Erciyes(3.916m), Hasan(3.253m) ve Göllü(2.172m) dağlarından; burada bulunan iç denize doğru akarak, tüf adında yumuşak bir katman oluşturmuştur. Volkanik patlamada akan lavlarla birlikte bazalt adı verilen sert kayaçlar da platoda tüf tabakasının üstünü kaplamış ve yüzyıllar içinde bu bazalt kayaçları daha küçük parçalara ayrılırken, doğal afetlerin de yardımıyla platoda bulunan tüf tabakası aşınmaya başlamış. Bu aşınma sonucu zaman içinde vadiler oluşmuş ve üst tarafı bazalt, alt tarafı ise daha yumuşak ve yontulması daha kolay olan tüfün birleşimiyle oluşan ilk peri bacaları görülmeye başlanmıştır. Bu oluşum süreci; İ.Ö. 10.000’li yıllara kadar yoğun bir şekilde süregelip, bu tarihten itibaren aşınma süreci yavaşlamıştır. Bölgede yoğun olarak; şapkalı, konik biçimli, mantar biçimli, sütunlu ve sivri tipli peri bacaları bulunmaktadır.

Kapadokya Peri Bacalari

Rezervasyon yap:

Adınız(zorunlu)

E-posta(zorunlu)

Konu

Mesaj